Ana sayfa Uncategorized Film Sinemada İzlenir

Film Sinemada İzlenir

169
0

Sinemaya gitmeyi çocukluğumdan beri çok sevmişimdir. Annemle beraber sürekli sinemaya gider, çocuk filmlerinin çoğunu kaçırmamaya çalışırdık. İlk gittiğim film de Sinbad’dı ve altyazılıydı diye hatırlıyorum. Animasyon filmlerinin bendeki büyük etkisini de söylemeden geçemem ama o başka bir yazının konusu olsun. Bugün, film sinemada nasıl izlenir, izleyici tipleri ve beni deli eden noktalardan bahsetmek istiyorum.

Büyük zahmetlerle çekilen ve izleyiciye ulaşmaya çalışan her film sinemada izlenmelidir. Çünkü izleyici filmden en çok sinema ortamında etkilenir. Sinemada izleyip, çok beğendiğiniz bir filmi televizyonda seyrettiğiniz zaman aynı tadı alamadığınız olmuştur. Üstelik televizyonda o filmi gördüğünüz zaman sevdiklerinize de filmi seyretmesini söylersiniz ama bu durum hüsranla sonuçlanır. Çünkü film bittiğinde vardığınız kanı “O kadar da güzel değilmiş, hâlbuki sinemada seyrettiğimde çok beğenmiştim” olur.
Sinemaya girdiğinizde burnunuza dolan patlamış mısır kokusu, gireceğiniz film salonunun önünde beklerken, yan salondan, diğer filmin içinde olan patlama sahnelerinin seslerinin gelmesi, film afişleri ve daha bir sürü şeyi bir sinemayı büyülü kılan öğelerdir. Ancak bu büyüyü bozan birçok diğer etken mevcuttur ve bu etkenlerle karşılaşıldığında sinemadan soğuma, ülkeyi terk etme, film izleme isteksizliği gibi, bünyede kurtulması zor yaralar açabilir.
Bu etkenlerden ilki sinemadan kaynaklanan etkenlerdir. Çok değerli zamanınızdan vakit ayırırsınız, belirli bir yol kat edip film izlemeye gidersiniz, salona girersiniz ve o da ne! Film perdesi evdeki televizyonunuzun yarısı kadar. Bu durum birçok kişinin beyninde ‘Bir daha da Davos’a gelmem’ düşüncesi yaratsa da diğer bir çoğunluk bunu önemsemez ve filme odaklanır. Odaklanır ama o da ne! Ekran kaymıştır ve aradan beş dakika geçmesine rağmen kimse düzeltmeye tenezzül etmez. Siz kalkıp dışarı çıkıp görevli ararken, döndüğünüzde görüntü düzelmiştir, ama filmin on beş dakikası da geçmiş olur. Bir de ses konusu var ki ona değinmeye gerek yok. Ses ya çok açıktır ya da çok kısık. Ortasını tutturmak neredeyse ince bir iştir.
Bir diğer ve en önemli etken de, sinemada sizden başka sizinle birlikte filmi izleyen diğer insanlardır. Bu insanlar modellerine göre çeşitlere ayrılırlar:
Kız arkadaşına hava atmaya çalışan erkek modeli: Bu türün amacı film izlemek değil dişisini etkilemektir. Dişisinin kendini beğenmesi için yapamayacağı şey yoktur. Kız güldükçe erkek daha da vahşileşir ve saçmalamaya, garip hareketler yapmaya başlar. Bu çiftlerin ilk oturdukları yerde filmin sonunu getirdikleri görülmemiştir. Sürekli yer değiştirirler ve sürekli konuşurlar; “Gel hayatım bir arkaya geçelim”, “Burada rahat mısın tatlım”, “Üşüyor musun”, “Görebiliyorsun değil mi” !! Üç dakikada bir birbirlerini öperler. Bu duruma da karanlığın insan hormonları üzerindeki önlenemez etkisi diyelim. Son olarak bu türün en arkaya geçeninden korkun ve uzak durun derim. Siz anladınız gerisini.

Her şeye gülen kız grubu modeli: Bu grubun içine salona girmeden önce patlayan şeker atılmıştır. Bağıra bağıra gülerek salona girerek kendilerini herkese belli eden grup üyeleri yerlerine oturduklarında susmazlar. Montlarını vs. çıkarırken bile bu işten çok zevk alıyormuşçasına sürekli gülerler. Uzun gülme seansı sonunda bir dakikalık sessizlik olur. Siz sustular, kurtulduk artık diye sevinirken yavaştan kıkırdamalar başlar ve bu kıkırdama kahkahalarla devam eder. Çünkü o bir dakikalık sessizlikde, kendi aralarından biri fısıltıyla diğerlerine bir şey söylemiştir ve herkes onun söylediğine gülmektedir. Neye güldükleri anlaşılamayan bu kızlar herkesi strese sokar. Arada bir diğer seyircilere de baktıklarından, “Acaba bana mı güldü”, “Bir yerim mi açık yoksa” diye düşünmeden edemezsiniz.
Okuldan kaçan liseli modeli: En fena ve sevmediğim model de budur. Yoğun olarak pazartesi ve perşembeleri görülürler. Gruptaki kişi sayısı azsa risk de aynı oranda azdır. Erkek sayısı arttıkça delirme oranı artar. Eğer bir de grupta kızlar varsa o filmi hiç izlemeyin çıkın gidin daha iyi. Çünkü zaten izlediğinizden bir şey anlamayacaksınız. Bu grup okuldan çok bunaldığından, bir çılgınlık yapıp kaçmıştır ve gidilecek yerler arasında ilk tercihlerini sinemadan yana kullanırlar. Okulda birbirlerini az gördüklerinden olsa gerek, birbirleriyle, film başlamış olsa dahi sohbet etmekten geri durmazlar. Grupta sessiz olan hemen dışlanır ve o sessiz kişinin diğer ses çıkaran kişileri sessiz olmalarını konusunda uyarması, diğerlerinin daha da gürültülü olmasına neden olur. Aralarında geçen konuşmalar taş devrinden bir önceki devirde görülen konuşma türlerindendir. Örnek vermek gerekirse A: “Ayağını oraya koyma lan” B: “Sanane lan” A: “Oğlum 13 yaş altındakiler aileleriyle izleyebilir diyor sen çık lan” B: “Lan annem olarak sen varsın ya yanımda oğlum”. (Konuşmada itinayla gizlenmiş olan ‘lan’ları bulunuz.)
Apaçi modeli: Apaçi deyimini çok sevmiyorum ama bazı insanlar için bu çok yerinde bir niteleme. Apaçiler salona girer girmez kendilerini belli ederler. Kıro kıro gülmeler, bel altı espriler ne ararsanız bu türde mevcuttur. Bazı zamanlarda çevrelerine sataşmadan edemezler. Salonda kız varsa bu onları daha da azdırır ve filmden uzaklaştırır. Ayaklarını koltuklara koyarlar ve bağıra bağıra konuşurlar. Cep telefonu melodilerini son ses birbirlerine dinletirler. Çevreye ve sinema salonuna verebilecekleri maksimum zararı verdikten sonra filmi izleyemeden sinemadan ayrılırlar.
Uyuyan model: Bu tür arasında, film izlemeyi çok isteyip de zaman bulamayan çalışan insanlar vardır. Bu insanlar film izlemek için salona girerler ama iki dakika sonra karanlığın etkisiyle uyumaya başlarlar. Zararsızdırlar. Etliye sütlüye karışmazlar. Sadece horlamaya başladıklarında tehlikelidirler. Çünkü film esnasında horlayan insan uyandırılamaz. Onu uyandırayım derken filmi kaçırmayı göze alamazsınız. Eğer uyuyan yanınızdaki, tanıdığınız bir kişiyse durum daha kötüdür. Çünkü filmde gördüğünüz ve beğendiğiniz sahneleri biriyle paylaşmak, o kişiyle beraber gülmek istersiniz ama bir yanınızda montunuz diğer yanınızda ise montunuzdan tek farkı nefes almak olan bir nesne durmaktadır.
Telefonundan ayrılamayan model: Kendilerini iş adamı sanan insanlardır. Başbakan film izlemeye gelse herhalde bu kadar başka şeyle uğraşamaz. Sürekli telefon ellerindedir ve onunla bir şeyler yapmaktadırlar. Filmin en can alıcı noktasında telefonlarından gelen ışık topuyla film zevkinizin içine ederler. Beş dakikada bir saati öğrenmek için telefona bakarlar. Bu türün mesajlaşanı çok kötüdür. Çünkü diğerlerinin aksine telefonunu çıkardıktan sonra yerine geri koymaz. Sürekli mesaj yazar. Mesaj geldiğinde, herkesin duyabildiği ‘dızzt dızzt’ sesi ise o kişi hariç tüm ortamı gerer.
Yerinde oturamayan model: Kıçında kurt kaynayan modeldir. Sürekli yer değiştirirler, tuvalete giderler, dışarı çıkıp geri gelirler. Bu tipler film başlamadan önce salona giremezler. Salona girmeleri için ışıkların sönmelerine beklerler. Çünkü başka türlü diğer insanları rahatsız edemezler ve delirmelerine neden olamazlar. Telefonları çalar dışarı çıkarlar. İki saatlik bir etkinliği bile işkenceye çevirirler. Onlar salona girip çıktıkça dışarıdaki ışık da içeri girer, böylelikle film yalan olur.
Çocuk modeli: Eğer bir yetişkin filminde çocuk varsa o filmin sonu asla gelmez. Filmin daha en başından uyarı sinyalleri gönderilmeye başlar; “Annee Shrek’e niye gitmedik”, “Anneee susadımmm”, “Anneeee”. Oradan oraya koştururlar ve sürekli soru sorup konuşurlar. Ağlayanlarına ise girmiyorum bile. Çünkü ağlayan çocuk başka bir yazı konusu, hatta tez konusu olabilir. Film başlar ve siz her şey yolunda zannedersiniz. Aslında öyle değil. Çünkü salonda bir çocuk var ve her çocuk gibi o çocuğun da zırt pırt çişi gelecek. Sürekli kalkıp oturan bir çocuk ve ebeveyn filmi mahvedebilir. Aynı zamanda çocuklar en ufak bir patlama sahnesinden bile korkma eğilimi bile gösterebilirler. Bir gün kardeşim, annem ve ben ayarlayıp Indiana Jones’a gitmiştik. Film başladıktan on dakika sonra kardeşimin elleri terlemeye, hareketlenmeye başladı, yani korktu. Biz de çıkmak zorunda kaldık. Sonra aynı filme yalnız, tekrar gitmiştim. Kısacası bir çocuk yalnızca çocuk filmine gider. Gitmelidir. Gidecek!
Son olarak siz bu yazdıklarıma hiç bakmayın, üşenmeyin sinemaya gidin. Kültür sanata, emeğe, iyi yapılmış işe bir katkınız olur hiç olmazsa. Korsan cd alıp, internetten indirip ya da televizyondan film hayatta izlenmez. Çünkü film sinemada izlenir!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here