Son Yayınlar

Sezaryenmişik, Normalmişik, Sazmışık.

Yazar: Güven Turan | Perşembe, Mayıs 31, 2012 | 20:41
Daha ortada sezaryen doğum tartışmaları yokken bir gün ailecek akşam yemeği için masadaydık. Televizyonda yanlış hatırlamıyorsam doğum yöntemleri vs. ile ilgili bir konu vardı. O günde muzurluğum üstümde, kardeşimle de ara sıra atışır, onu delirtmeye çalışırım. Bir ara hangimizi daha çok seviyorlar mevzusu çıkmıştım sanırım. Bu mevzular sadece anne baba arasında olmaz, kardeşler arasında da sıklıkla görülür. Bu kardeşlerden biri 24 yaşında 'kazık', diğeri 11 yaşında 'çocuk' olsa bile. Ben ilk göz ağrısıyım, ben şöyleyim böyleyim derken tartışma sürüyor. Benim yegane amacım ise kardeşimi sinirlendirmek. Durdum durdum "Ben normal doğdum sen ise 'sezaryen'!" dedim. Bizimkinin bunu duyunca bir "Annee yaa" demesi var ki tam evlere şenlik. Ben sezaryene öyle bir vurgu yaptım ki, kendisi sezaryeni kötü bir şey sandı ve annesine, emin olmak için "Anne doğru mu?" diye birkaç kez sordu. Ben sana söyleyeyim o zaman. Evet doğru kardeşim. Doğum anına kadar karında rahat durmayıp, ters döndüğün için sezaryenle doğmak durumunda kaldın. Yoksa keyfi bir durum yok ortada.

İşte Başbakan ve Türk halkı da kardeşimle benim gibi. Başbakan sezaryene öyle bir vurgu yapıyor ki Türk halkı da onu gerçek sanıp öcü muamelesi yapabiliyor. Bir anda, sezaryenle doğmak, doğurmak, uygulamak ve uygulatmak tabu haline gelebiliyor. Keyfi olarak ortada bir tehlike yokken sezaryen yapılmasına ben de karşıyım. Ancak ülkedeki her sorun bitti de sıra buna mı geldi? Bir de "tecavüz-çocuk-doğur-devlet bakar" durumu var ki ona hiç girmiyorum. Zira henüz o kafaya ulaşabilecek kadar yükseklerde uçamıyorum. 

Yükseklerden uçmak demişken, galiba en güzeli, eskiden olduğu gibi yine leyleklerin bebekleri getirmesi.


Kadınlar Kavga Sever

Yazar: Güven Turan | Çarşamba, Mayıs 30, 2012 | 03:09
Kadınlar en narin varlıklardır ve şiddetten hiç hoşlanmazlar. Külliyen yalan!

Her kadın kendisi için kavga eden bir mağara adamının hayalini kurar. Cümleyi şu şekilde değiştirelim isterseniz: Her kadın kendisi için kavga eden mağara adamlarından hoşlanır.

3...2...1. Fight!

Belgesellerde izlemişsinizdir, aslanlar, maymunlar vs. bir ton canlı arzuladığı eşi elde edebilmek için rakipleriyle mücadele etmek ve onları alt etmek zorundadır. "Durun kavga etmeye değmez, oturup konuşalım" diyen ve kendisi için kavga eden aslanları ayıran bir kaplan gördünüz mü? Göremezsiniz çünkü onlar erkeklerin bu kapışmalarından zevk alıp, kendilerini bulunmaz hint kumaşı sanırlar. Karşı cinsin sizden hoşlanmasını istiyorsanız, atar modunuz açık dolaşmalısınız. Yani en ufak bir tehlike anında Yeşil Dev Hulk'a dönüşmeli ve dişinizi korumalısınız. Ortamdaki en güçlü erkek siz olmalı, diğer erkekleri gücünüzle kendi bölgenizde uzaklaştırmalısınız.

"Lütfen aşkım bir tatsızlık çıkmasın."

Yolda sevgilinizle yürüyorsunuz ve bir anda sarhoşun biri size sataştı. Kadınların ilk tepkisi "Akşam akşam tatsızlık çıkmasın aşkım" şeklindedir. Ancak bu sözün arkasında yatan gizli anlam "Lütfen tatsızlık çıksındır."  Çünkü her kadın etkiye tepki verilsin ister. Tepkisiz erkek onlar için bir hiçtir. Eğer onları dinleyip yolunuza devam ederseniz kadının kafasında korkak erkek imajının oluşmasına neden olursunuz. Bu nedenle sarhoşa bir iki laf atmalı, mümkünse posta koymalısınız. "Seni bir daha buralarda görmeyeyim!" cümlesini duyan bir kadın, size o anda aşık olabilir. Sarhoşun cebinden herhangi bir objeyi çıkarıp size saplaması ihtimalini ve riskini ise hiç düşünmeyin. Yanınızdaki kadın, yaptığınız bu hareketle sizin gücünüzü görmüş olacak. Siz ölmüşsünüz, yaralanmışsınız kimin umurunda!

"Sevdiğim insan beni taşıyabilmeli."

Nereye taşısın istersin? El üstünde mi olsun yoksa sırtına mı binersin? Biz sana en iyisi bebek arabası alalım ya da evden eve nakliyat yapan bildiğim ve çok güvendiğim bir şirket var sana onun numarasını vereyim, istediğin zaman gelsin taşısınlar seni istediğin yere.

"Kendimi yanında güvende hissedebileceğim bir sevgili arıyorum." 

Elimizde polis var asker var hangisini isterdiniz, olmadı size direkt karate hocası verelim sırtınız hiç yere gelmez. Birinin yanında güvende hissetmek nedir? Demek ki senin kafadan kendine güvenin yok. Bu yaşa kadar nelerden korkarak yaşadıysan o korkularının karşısına kendin çıkman gerek. Erkeği bir güven objesi olarak görmekten bir zahmet vazgeç.

Lafın kısası, sevgiliniz ya da eşiniz birisiyle göz göze geldiği an o kişiye o anda gücünüzü gösterin. Çevreye "Bu dişi benim" dalgaları yayın. Ortada bir kavga varsa direkt olaya dalın, hatta kavga yoksa siz çıkartın. Zira kadınlar kültürü, bilgisi, hatta sevgisi çok erkeklerden değil, kası çok ve kıskançlığı zirve yapmış erkeklerden hoşlanırlar.

Galatasaray Ön Başvuru

Yazar: Güven Turan | Salı, Mayıs 29, 2012 | 17:27
Bugün itibarı ile Galatasaray Üniversitesi'ne Yüksek Lisans için internetten ön başvurumu gerçekleştirdim. Bu hafta içinde de başvurunun tamamlanması için okula gerekli belgelerimi götüreceğim. Tercihlerimin ilki Pazarlama İletişimi Yönetimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı, ikincisi ise İletişim Stratejileri ve Halkla İlişkiler Tezsiz Yüksek Lisans Programı. İkisini de tezsiz seçtim zira tezli programlar arasında istediğim bir program yoktu. Marmara Üniversitesi'ne de başvuracağım ama işin açığı orayı çok istemiyorum. O yüzden dualarınızı benden esirgemeyin de şu çocuk ölmeden Galatasaray'da okuyabilsin.. :)


Lan Yavaş !

Yazar: Güven Turan | Pazar, Mayıs 27, 2012 | 21:03
İki inatçı keçi...


Benim Gazetem!

Hepimiz her gün gündemi takip etmek ya da yeni şeyler öğrenmek için gazete okuyoruz. Peki gazetenin ilk sayfasını siz hazırlasaydınız nasıl yapardınız? Fikir Uyuşuk Hayalperest'in. Ben de projeyi duyunca balıklama atladım. Zira lisede gazetecilik bölümünde okumuştum. Kendi gazetemin ilk sayfasını hazırlarken o yıllara döndüm diyebilirim. Haydi siz de kendi gazetenizi yapın. Bakalım içine hangi haberleri koyacaksınız...

Büyük halini görmek için resme tıklayınız.

Ahanda Ben!

Yazar: Güven Turan | Cuma, Mayıs 25, 2012 | 11:30

Ben herkesi mutlu etmeye çalışırken, 
benim gülmeye ihtiyacım olduğu zaman neredesiniz arkadaş!

Sizi gidi
Bencilliklerinde boğulasıcalar!
Narsistliğin dibine vurasıcalar!
Gülmek için yaratılmış gözlerinize yaşlar dolasıcalar!

Ne diyon len sen siboooooopppp!

Kahretsin yine aynı şeyi yaptım. 
Yine gülen taraf siz oldunuz. 
Shit!

The Cabin in the Woods (Dehşet Kapanı) / 6.0

Yazar: Güven Turan | Perşembe, Mayıs 24, 2012 | 18:03
Blog yazmaya başladıktan sonra sizin de başınıza geldi mi bilmiyorum ama kitap okurken ya da film izlerken kitap, film vb. hakkında bloga ne yazacağımı o anda düşünmüş ve karar vermiş oluyorum. Bu durum zaman zaman yaptığım eylemden zevk almamı engellese de genelde kendimi daha iyi hissetmemi sağlıyor.

Sinemada korku filmi izlemeyeli uzun zaman olmuştu. Annemin de onayıyla dün İstinye Park'ta Dehşet Kapanı filmine gittik. Sinemaya ve salona girerken bir tane bile görevli görmedik, biletimize de bakan olmadı. Müşterilerine çok güveniyorlar sanırım. 

Filmin konusundan bahsedecek olursak, 5 arkadaş parti ve seks için ormanın derinliklerinde bulunan kulübevari bir eve giderler. İlk başlarda ortada bir sorun yoktur. Ta ki kilerin kapısı açılıncaya kadar... Kiler birbirinden farklı bir ton eşyayla (film şeritleri, müzik kutusu, deniz kabuğu, kuklalar vs.) doludur. Kahramanlarımız bu objelerden hangisini önce seçerse onları öldürmeye o objeyle ilgili şey (yaratık, canavar, ruh) gelecektir. Günlüğü seçerler ve dangalak kızımız günlükte okunmaması gereken yeri anıra anıra okuyarak zombileri çağırır... Daha fazla detay vermek istemiyorum, filmin büyüsü kaçar. 

Baştan söylemek isterim ki, film beni korkutmadı. Zira bünyelerimiz Hollywood'un kesmeli biçmeli filmelerine fazlasıyla alıştı. Dabbe türü filmleri izlerken daha çok geriliyorum doğrusu. Filmin ilk yarısı sıkıcı geçse de asıl aksiyon ikinci yarıdaydı diyebilirim. İlk yarı bittikten sonra bloga okkalı bir eleştiri yazısı döşeyeceğimi düşünürken ikinci yarı sonrası filme karşı sempati duymaya başladım. Filmin sonlarına doğru "Alien" serisinden de hatırlayacağınız Sigourney Weaver'ı gördükten sonra bu durum tavan yaptı. 

Filmin en beğendiğim noktası ise yaratıcı olmasıydı. Yaratıcı noktası neresi derseniz, "Tüm korku filmi karakterlerini bir filme koysanız o film nasıl olur?" diyeyim gerisini siz düşünüz. Filmde bazı komik sahneler de vardı. Yani tamamen bir korku filmi değil. Küçük Japon kızların kötü ruhla olan sahnesi ise favorimdi. Oyuncular arasında benim tanıdığım, Thor filminden hatırlayacağınız Chris Hemsworth, Grey's Anatomy dizisinden hatırlayacağınız Jesse Williams, Richard Jenkins ve Bradley Whitford vardı. Diğer oyuncuların da kim olduklarını bilmiyorum zira korku filmlerinde oyuncunun kim olduğu çok önemli değildir.

The Cabin in the Woods (Dehşet Kapanı) Fragman


The Cabin in the Woods (Dehşet Kapanı), IMDb Puanı:
7.9 Benim Puanım: 6.0

Bugün Ne Oldu? 2

Yazar: Güven Turan | Çarşamba, Mayıs 23, 2012 | 22:03
Geçen gece her zamanki gibi abuk sabuk rüyalar gördükten sonra sabah erkenden kalktım. Hasta olmama rağmen hazırlanıp dışarı çıktım. Uzun süren bir yolculuktan sonra Galatasaray Üniversitesi'nde arkadaşımın organize ettiği Reklam Oburları'nın gösterimine gittim. Üniversiteye gide gele bir nevi bu okulda okuyorum sayılır artık. 40 dakikalık bir reklam seçkisi izledik. Bu seçki içinde ilk defa izlediğim reklamlar da vardı. Hepsi bir hayli komikti işin gerçeği. Salondan en çok reaksiyon alan reklamlar ise Panda reklamlarıydı. Hani şu Panda'nın, ürünlerini kullanmayanları cezalandırdığı yabancı reklamlar. 

Oradan çıkıp Akaretler'deki Açıköğretim Bürosu'na gitmeye karar verdim. Otobüse binerken Fransız'ın biri yana yakıla Fransızca konuşarak, kendisine akbil basacak birini arıyordu. Herkes "Yok bende" dedi. Hatta kızın biri "Benimkinin içinde yok ama yeaa!" cümlesini Türkçe sarfetti. Fransız da bunu duyunca "Canın sağolsun be abla" diyecekti ki bana döndü. Ben de elim mahkum bastım ona da akbil. Bunun üzerine ağzından zorla bir "Thank you" çıktıktan sonra avucundaki bozuklukları elime tutuşturmaya çalıştı. Dedim kalsın istemez, senin paran burada geçmez corç!

Açıköğretim bürosuna girip yeniden çıkarttığım kartımı aldım ve final sınav yerlerimi öğrendim. Kağıthane ve Kuştepe'deki ismini cismini ilk defa duyduğum okulları görünce seneye kaydımı dondurmaya karar verdim. Zaten hafta sonu sabahın köründe kalkıp, sınav yerini bulup aptal saptal soruları yanıtlamak bile benim için bir zulüm.

Nişantaşı'ndaki okulum Marmara Üniversitesi'ne yürümeye karar verdim. Önce ilköğretim okulum Maçka, daha sonra lisem Maçka Anadolu Teknik'in önünden geçip üniversiteme ulaştım. Gururla söyleyebilirim ki, artık resmen "mezunum". Karşınızda bir üniversite mezunu var, iki kere düşünüp bir kere konuşun, ayağınızı denk alın. :)) 79, 26 ile mezun olmuşum. Hiç yoktan iyidir.

Metro ile annemin yanına İstinye Park'a gittim. Okuldan sonra kardeşim de yanımıza geldi. Yemek yedikten sonra annemle ben sinemaya, kardeşim de yüzmeye gitti. Dehşet Kapanı filmine gittik. Filmin ayrıntıları ise başka bir post konusu.

Akşam da eve gelince bir güzel mantı yedik. Aslı Börek'in mantılarını herkese tavsiye ederim. Oldukça pratik ve lezzetli.

Buket Uzuner'in son romanı Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları-Su'nun ortasına gelmeme rağmen okumaya tekrar baştan başlamaya karar verdim. Zira okuma süresi uzadıkça kitaptakileri unutma ve kitabı zorla okuma evresine giriyorum. O nedenle baştan başlamak en iyisiydi. Kitabı bitirdikten sonra kitap eleştirimi farklı bir şekilde yapacağım, bunu da şimdiden duyurmuş olayım.

Never Say No To Panda!


Ağaç Diktim ve Onunla Beraber Büyüdüm

Yazar: Güven Turan | Pazar, Mayıs 20, 2012 | 21:29
Hafta sonu yazlıktaydık. Hava idare ederdi. Yazlıkta havadan mıdır nedir daha rahat uyuyorum ve daha dinç kalkıyorum. Her yer yemyeşil insan huzur buluyor. Tüm stresimi yenilerine yer açılsın diye attım yeşile, bıraktım negatif enerjiyi toprağa. 

Unutmadan, listemden bir madde daha eksildi: Ölmeden ağaç diktim ve onunla beraber büyüdüm. Biz evi aldıktan sonra dikilen her ağacın dikilişine şahidim ve dikilmesine yardım ettiklerim var. Benimle beraber onlar da büyüdü, hepsi benim boyumu çoktan aştı. Meyve bile veriyorlar. Uzun zamandır erik vermeyen erik ağaçları bu sene coştular ve ummadığımız kadar çok erik verdiler. Topla topla bitmiyor mübarek. Diğer ağaçlar da ondan görüp meyve versinler, tepemi attırmasınlar!





Adamlar için özel yuva koyduk bir Allah'ın kulu da gelmedi arkadaş!
Kardeşimi gider ayak kene ısırdı ama biz bu duruma alışkın olduğumuz için hiç paniklemedik. O biraz üzüldü doğal olarak. "Hep beni mi buluyor bu keneler arkadaş!" deyip durdu. Ama bir gram olay çıkartmadı. Sırtında kene varken PSP oynadı. Zira bu onun üçüncü ya da dördüncü kenesi. Bir kere de beni ısırmıştı bu arkadaşlar. Ama benimki bayağı büyüktü. Demek ki onlarda da adalet var, yaşa ve büyüklüğe göre kurbanlarını seçiyorlar. Doğada böyle olaylar elbette olacak ona bir lafımız yok. Ancak neden hep biz, neden!

19 Mayıs 1919'da Durum

Yazar: Güven Turan | Cumartesi, Mayıs 19, 2012 | 13:00
"19 Mayıs 1919'da Samsun'a Çıktığımda Durum" 
Mustafa Kemal Atatürk / Nutuk


Bu Nasıl 5. Sınıf Sorusu?

Yazar: Güven Turan | Cuma, Mayıs 18, 2012 | 19:36

Bugün günlerden cuma. Kardeşimin bir tek bugün yüzmesi olmadığı için servisle eve geliyor. Her zaman olduğu gibi yemeği yedikten sonra dersinin başına oturdu. Normalde derslerini kendisi yapar ve bize nadiren soru sorar. Yani ders konusunda bizi zorlamaz sağ olsun. Ancak bazı zamanlar abuk sorular karşısında o bile tıkanıyor ve bizden yardım istemek zorunda kalıyor. Bugün ödevini yaparken ben de yanına oturdum ve sosyal bilgiler ödevini yaparken bana sorduğu soruyu sizinle de paylaşıyorum.

İşte bana sorduğu o malum soru: 

"Egemenlik gücünü kullanan milletimizin hükümete etkisi ile ilgili görüşlerinizi yazınız."

Zönk! Gel de cevap ver. Bildiğin tez konusu arkadaş! Bu konu üzerine panel düzenlerim ben üniversitede. Yanlış olmasın bu çocuk 5. sınıfa gidiyor. Egemenlik, güç, hükümete etki ??? Siyaset Bilimi Yüksek Lisans Sınavı mübarek. İşin kötüsü cevap veremeyince çocuğun gözünden düşme durumu var. "Yazıkların olsun abime, bu yaşa gelmiş daha ilkokul sorularını yapamıyor!"

Bu soruya hem mantıklı hem de 5. sınıf seviyesine uygun cevap verebilen varsa yorum yapsın. Zira ben işin içinden çıkamadım. 

Not: Bunları yazarken bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. İngilizlerin deyimiyle gökten kedi köpek yağıyor. Hoş geldin sonbahar!

Ne Umdun, Ne Buldun? 3

Yazar: Güven Turan | Perşembe, Mayıs 17, 2012 | 16:30
Ne Umdun Ne Buldun köşemize bu hafta az da olsa malzeme çıktı.
Bakalım kimler gelmiş, kimler gitmiş. 

"facebook ayten gülay photos": Google sana neden Ayten Gülay'ın resimlerini göstersin? Gir Facebook'a oradan bak. Hem sen buraya nasıl geldin arkadaşım! Bu hanım kimmiş diye Facebook'tan baktım. Seksi resimleri olan bir bayan çıktı diyelim siz gerisini anlayın.

"yalnızlık korkusu karikatür hali": Yalnızlık Allah'a mahsus kardeş. Ama anladığım kadarıyla sen yalnız birisin ve bu durumdan hiç memnun değilsin. Korkuyorsun itiraf et. Ama korkunun da ecele faydası olmadığını biliyorsun. Biraz yüzün gülsün istedin. Bu korkunu unutmak istedin ve hem korkunla yüzleşip hem de kahkaha atmak istedin... Daha fazla saçmalayamayacağım. Yalnızlık korkusu -i hali, -e hali, -de hali, -den hali. Birde yalın hali var. Ama karikatür hali yok üzgünüm. Next!

"evim.az": Böyle bir site var mı diye kontrol ettim. Gerçekten varmış ve ev alım satım sitesiymiş. Sen bahtsız bedevi, beni iyi dinle. Üstte bir boşluk var, oraya evim.az yaz zaten direkt oraya gidersin. Kafan o kadar karışmış ve bir dünya olmuş olmalı ki evim.az kelimelerini Google'a yazdıktan sonra bu bloga denk gelebildin. Sarhoşken internete girmeyi yasaklıyorum sana.

"aritmetik iyi kuşlar pekiyi iç yapı dış yapı özellikleri": "Fenerbahçe'nin sarı lacivert başkentin Ankara'nın bembeyazlı senfonisini Mehmet Okur'un mavi beyaz moruyla döneceğiz. Bizden ayrılmayın." diyen Mehmet Ali Birand'a rakip çıktı. Birbirinizi tanısanız kesin çok iyi anlaşırsınız.

"bitki ve hayvan sevgimizi anlatan poster": Bu sevgi öyle bir sevgi ki, o kadar büyük ve yüce ki, hiçbir poster onu anlatmaya yetmez. "Bana mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?" demişti Nazım Hikmet Abidin Dino'ya. Ben de sana soruyorum ey şaşkın ziyaretçi. Bana bitki ve hayvan sevgimizi anlatan posteri yapabilir misin? Söyle yapabilir misin?

Not: Artık "şiyirler" aramızda değil. Artık hatıralarımızda yaşayacak. 
Seni özleyeceğiz şiyirler...

Reklam Oburları Kampüste

Yazar: Güven Turan | Salı, Mayıs 15, 2012 | 20:20

Reklam Oburları, İletişim Kulübü'nün katkılarıyla Galatasaray Üniversitesi'nde olacak.

Dünyanın en komik reklamlarıyla 40 dakika boyunca gülmeye 
ve sürpriz hediyeler kazanmaya hazır mısınız?

İşin özü, her yıl dünyanın dört bir yanından toplanarak arşivlenen binlerce reklamın birkaç 'reklam delisi' tarafından sıkılmadan seyredilmesi, sonra da aralarından en komik ve yaratıcı olanlarının seçilmesi. Ortaya çıkan 40 dakikalık 'kahkaha' yüklü eğlenceyi de dere tepe, kampüs mampüs dolaştırarak sizinle paylaşıyoruz...

Fazlasıyla 'eğlenceli', çokça 'yaratıcı', oldukça 'lezzetli' bir seyirlik..

Giriş serbest! Gülmek kaçınılmaz!

Reklam Oburları Kampüste'ye katılanlar arasında yapılacak çekilişte:

* Lee Cooper, 1 kişiyi arkadaşıyla birlikte 2 Eylül'de Paris'e, Coldplay konserini izlemeye götürüyor...
*Acuvue, 1 kişiyi arkadaşıyla birlikte Eylül'de 3 günlük bir Barselona seyahatine götürüyor...
* Philips, 2 kişiye 32" LED TV hediye ediyor...
* Jansport, 22 kişiye sırt çantası hediye ediyor...

Katılım ve detaylı bilgi için: https://www.facebook.com/events/380079345361478/

Kıskançlıkta Son Nokta

Yazar: Güven Turan | Pazartesi, Mayıs 14, 2012 | 18:35
Babam Mihrabat Korusu'nda ilköğretim öğrencileri için "Doğada Bir Gün" adı altında etkinlikler düzenliyor ve bunun için her sene yeni bir broşür çıkartıyorlar. Buraya kadar benim açımdan hiçbir sorun yok. Sorun şu ki, bu senenin tanıtım broşürüne gitmiş kardeşimin resmini koymuş. Arkadaş, 24 yıllık çocuğunum benimkini neden koymuyorsun! Ben de çocukken fena değildim hani. Ara çocukluk resimlerimi, seç içinden, koy birini. Neyse, broşürde kardeşimin resminin yer alması gerginliği yatıştı yatışmadı ama üzerinde fazla durulmadan unutuldu gitti.


Aradan biraz zaman geçti ve bir de ne görelim? Adam çocuğunun resmini billboardlara koydurmuş. Yoo dostum yoo bunu yapmayacaktın. İsyan bayrağını çekme zamanı geldi artık. Seneye benim resimlerim boy gösterecek her yerde. Ben de alırım bir kaplumbağa elime, yatarım çimenlerin üzerine, atarım üç numaralı seksi bakışımı ne olacak. Şaka maka güzel çıkmış resimlerde kerata. :)


40 Sayısının Gizemi

Yazar: Güven Turan | Pazar, Mayıs 13, 2012 | 17:01
40 sayısının hayatımızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu biliyor muydunuz? Son zamanlarda sıklıkla karşıma çıkan bu sayının bu kadar çok yerde kullanılması bir tesadüf olabilir mi?

 * Türk, Orta Doğu, Orta Asya ve Altay mitolojilerinde, ayrıca İslam inancında Kutsal Sayı'dır.
* Bebeğin kırkının çıkması: Yeni doğum yapmış kadının yanına bir iki kişi hariç kırk gün kimse girip çıkmaz. 
Ölünün kırkının çıkması: Ruhun yaşadığı evi kırk gün sonra terk ettiğine inanılır.
* Kırk eren veya kırk şaman tarafından korunan kutlu kişilere Kırklı adı verilirdi.
* Hz. Musa'nın Sina dağına gidişi 40 gün sürmüştür.
* Nuh'un gemisinin selde gezindiği süre 40 gündür.
* Kur'an'da 40. sure Mü'min Suresi'dir. Anlamı inanan, teslim olan, kabul eden, tamama erendir.
* Beş vakit namaz sünnetleri ile beraber 40 rekattır.
* Hz. İsa'nın çölde geçirdiği süre 40 gündür.
* Hz. Ömer 40. Müslümandır.
* Hz. Muhammed'e 40 yaşında peygamberlik verilmiştir.
* Türk halk inancında Kırk Evliya kavramı vardır.
* Hristiyan Türklerde Kırk Aziz kavramı vardır.
* Bir duayı 40 kere okumak gerektiğine inanılır.
* Bir şey kırk kere söylenirse o şeyin olacağına inanılır.
* Kırkından sonra azmak deyimi vardır.
* Kırk gün kırk gece düğün yapılır.
* Kırk katır veya kırk satır.
* Kırk yıllık dost.
* Bir kahvenin kırk yıllık hatırı vardır.
* Kırk küp, kırkının da kulpu kırık küp.
* 41 kere maşallah.
* Bir yastıkta kırk yıl kocamak.
* 40 fırın ekmek yemek.

Anneler Gününüz Kutlu Olsun


Başta kendi annem olmak üzere tüm annelerin anneler gününü kutlarım...
Annenize sevginizi bir gün değil her gün gösterin ve her zaman kıymetini bilin...
Yılmaz Özdil'in bugünkü yazısı "Anne"yi de okumamazlık etmeyin. http://ush.re/5qqc

Haydi Gülümse!

Yazar: Güven Turan | Cumartesi, Mayıs 12, 2012 | 15:45
Malum anneler gününün eli kulağında. Anne ilhamlı bir yazı yazmak istedim bugün ve konumuz her gün sıklıkla kullandığımız smiley'ler.

Geçen gün Twitter'da tweet atmakla meşgulüm. O da yanımda oturmuş, ne yazıyorum ne yazmıyorum kontrolde. Tweet'i yazdıktan sonra sonuna " :D " koydum. Bunu gören annem anlamsız anlamsız ekrana baktı ve olaylar başladı.

 -O ne öyle D harfi.
- Anne ne D'si görmüyor musun gülen surat o. 
- Öyle gülünmez. İnsanların ağzı öyle mi?
 (Suratımı şekilden şekile sokup, :D gülme şeklini canlandırarak) 
-Anne bak bu çeşit bir gülme.
- Benim bildiğim gülme budur :). Hatta bir tane parantez yetmezse iki tane koyacaksın. D harfi de neymiş.

Baktım iş uzuyor. Tek tek smiley çeşitlerinden örnekler göstererek annemi test etmeye karar verdim.

- Bu ne tahmin et ;) ?
- .....?
- Göz kırpan surat.
- (Dumur bakışıyla) Haydi bu bir derece. Öbürü neydi öyle Katil bebek Chucky gibi.
- Chucky mi? Neyse anne bu ne peki :P.
- P harfi. 
- Neyse anne Grey's Anatomy başladı sen ona bak biraz.


IELTS Tavsiyeleri

Yazar: Güven Turan | Cuma, Mayıs 11, 2012 | 17:37
(Bu yazıdan önce IELTS sınavında çıkan sorular ve yaşadıklarım hakkında bilgiler içeren IELTS Sınav Tecrübem yazımı okumanızı tavsiye ederim.) 

Beklenen gün geldi çattı ve IELTS sonuçlarım açıklandı. Ortalamada 9 üzerinden 7.0 almışım. 

0'dan 9'a kadar verilen puanlamada;

 0: Sınava katılmamış 1: Bilmeyen 2: Kesintili çok zayıf 3: Aşırı sınırlı kullanıcı 4: Sınırlı 5: Orta dereceli, vasatın altında 6: İşin ehli yetenekli 7: İyi 8: Çok İyi 9: Uzman olarak sıralanıyor. Benim notum olan 7, çalışma süreme göre normal ancak normal seviyem bu değil. Çünkü her sınav gibi IELTS sınavının da teknikleri var. Yani bu puana göre benim dilim değil, tekniğim zayıf diyebiliriz. Ama hiç yoktan iyiyim değil mi ama? 

Listening: 7.0: Bu bölümde balık tutma lisansı alma ve hangi havalarda balık tutulur konularından puan kırıldı, buna yüzde yüz eminim. Önceki yazılarımda balık tutmak bana göre değil diye atıp tutmuştum benden intikam aldı resmen.

Reading: 7.0: Her karınca gördüğümde aklıma sen geliyorsun Reading soruları. Doğru (True), yanlış (False) ve verilmemiş (Not Given) sorularıyla dolu Reading bölümünden böyle bir puan çok bile.

Writing: 6.0:  Umduğum dağlara karlar mı yağdı? Yağdı anasını satayım. Neden 6.0 arkadaşım! Müdürünü çağır bana, onunla görüşeceğim ben. İki koca yazı yazdım vere vere bu puanı mı verdiniz! En yüksek puan bu bölümden gelir dedim, en düşüğü geldi. 

Speaking: 7.5: En yüksek nasıl konuşmadan aldım hayret doğrusu. Speaking'e çalışmam şu şekildeydi. Sınav günü sınavdan 1 saat önce: "Anne gel biraz pratik yapalım sen bana soru sor bakalım cevap verebilecek miyim?" Annem bir iki soru sordu ama ben ııığlamaktan ve düşünmekten cevap veremedim. Çünkü sınavda da düşünme süreniz yok. Pardon var 3 saniye kadar. Annem böyle konuşamadığımı görünce sağ olsun beni bir güzel demoralize etti. Youtube'dan daha önce sınava girmiş bir kızın konuşmasını seyrettik. Annem yüzüme karşı "Bu kız 7.0 almış seninki anca 3.0 eder" bile dedi. Sevgili anne, bu 7.5 benden sana gelsin. Sınavda yemek sorusu sorulmasaydı daha iyi bir puan alırdım ya neyse!


IELTS Sınav Tavsiyeleri

http://www.ielts-simon.com/ Bu siteyi hatmedin. IETLS sınavı dil ölçme değil bir teknik sınavı. Sitede size yardımcı olacak birçok ipucu, örnek ve yorum var. Bütün hepsini okuyun.
* Grammar'dir şudur budur asla çalışmayın. Zaten grammar'iniz eksikse bu sınava girmeye hazır değilsiniz demektir. 
http://www.economist.com/ , http://www.bbc.co.uk/ gibi yabancı haber sitelerini sıklıkla okuyun. Her anlamadığınız kelimede zırt pırt sözlüğe bakmayın.
* Listening bölümünde kaçırdığınız soru olursa panik yapmayın ve diğer soruya geçin. Boş bırakmayın ve yapamadığınız yeri sallayarak doldurun. Cevapları aynı anda geçirmeye çalışmayın. Çünkü size 10 dakika cevapları sınav kağıdına geçirme süresi verilecek. Yalnız bu süre sadece Listening bölümü için geçerli.
* Sınavdan önce mutlaka Writing alıştırması yapın. Yani benim gibi ilk yazınızı sınavda yazmayın.
* Writing Part 1'da kalıplaşmış ve kullanılması yararlı olan kalıpları öğrenin.
* Eksantrik kelimeler öğrenin ve bunları mümkün olduğunca sınavda uygulamaya çalışın.
* Bir arkadaşınızla konuşma alıştırması yapın. Önceden karşılıklı konuşma pratiği yapmak heyecanınızı azaltacak ve konuşma hızınızı arttıracaktır.
* Ev, okul, yaşadığın çevre, yemek, hobi gibi bazı kalıp konularla ilgili cevapları ezberleyin. Sınavda bana sorular sorulardan bazıları: 
-Nerede yaşıyorsun? Yaşadığın yerde en çok sevdiğin bölüm neresi? Komşularını tanıyor musun? Yaşlı mı genç mi komşu tercih ederdin? Komşular önemli mi? Komşular birbirine yardımcı olmalı mı? Ülkenin iklimi nasıl? Nasıl bir iklimde yaşamak istersin? Öğlen ya da akşam yemeğinde yiyeceğin özel bir yemeği anlat? Kimle, nerede yiyeceksin? Yemek ne ve nasıl yapılıyor? Ülkenin geleneksel mutfağı hakkında bilgi ver. Ülkende yemek ne kadar önemli? Yemek yeme alışkanlıklarımız değişti mi? Ne tür yiyecekler tercih edersin? Hükümetler sağlıklı yiyecekler için neler yapmalı? vb.
* İngilizce şarkı dinleyin ve ezberleyin. Eğlenirken öğrenmek böyle bir şey olsa gerek.
* Sınavdan önce sesinizi bir yere kaydedip nasıl çıktığına bakın ve kendinizi test edin.
* İngilizce kitap okuyun. İnce kalın farketmez sevdiğiniz bir kitap olsun yeter.
* Cambridge'in örnek IELTS deneme sınavlarını bir yerden edinip, gerçek sınav moduna girerek ve zaman tutarak yapmaya çalışın.
* Kendi soru çözme yönteminizi belirleyin.

Ben ölmeden önce IELTS Sınavına girip yeterli puanı da aldım. Darısı bu gibi sınavlara girecek herkesin başına. Umarım herkes istediği puanları alır. 

Her Güne Bir Masal

Yazar: Güven Turan | Perşembe, Mayıs 10, 2012 | 15:27
Çocukken yatmadan önce size masal okundu mu hiç? Çocuğunuz varsa ona hiç masal anlattınız mı? Peki bildiğiniz herhangi bir masal var mı? Girişini "evvel zaman içinde kalbur saman içinde, pireler..." diye uzun uzun başlatarak ana konuyu üç dakikada anlattığınız masallardan bahsetmiyorum. Gerçek masallardan bahsediyorum. 

Masalların, çocukların hayal gücünü geliştirmedeki etkilerinin büyüklüğü uzmanlarca da kanıtlanmış bir konu. Hollywood filmlerinde de görmüşsünüzdür, ebeveynlerin elinden çocuk kitabı hiç düşmez. Yatmadan önce bir seremoni şeklinde çocuklarına kitap okurlar. Aslında masal anlatmak bizim kültürümüzde olsa da hayat koşuşturmacası, günlük sorunlar vb. gibi konularla masallara vakit ayıramıyoruz. İtiraf etmeliyim ki biz de kardeşime küçükken çok masal okumadık. Ama kendi çocuğum olursa muhakkak okumayı düşünüyorum.

1999 yılında aldığım ancak bir iki masal okuduktan sonra bir kenara attığım, şimdilerde ise kardeşimin kitaplığında duran "Her Güne Bir Masal" kitabı bugün yine gözüme çarptı. Kitapta tüm dünyadan çeşitli örneklerle her gün için ayrı bir masal var. Yalnız bazı masalların yetişkin kontrolünden sonra okunması şart.

Siz siz olun çocuğunuza masal okuyun, onunla vakit geçirin ve onu hayal dünyasında birbirinden maceralı ve büyülü yolculuklara çıkarın....

Her Güne Bir Masal, Derleyen ve Çeviren: Tarık Demirkan, Resimleyen: Feridun Oral, YKY,  50 TL.

10 Mayıs
KÖYLÜ KADININ HAYALLERİ
-Macar Masalı-

Çok eski zamanlardan birinde, yoksul mu yoksul bir karı koca varmış. Yıkık dökük kulübelerinden ve bu kulübenin içindeki derme çatma yataklarından başka hiçbir şeyleri yokmuş. Kulübenin yanında ahırları, ahırda hayvanları; atları, eşekleri, inekleri, koyunları ve belki inanmayacaksınız ama tek bir keçileri bile yokmuş. Köpeğe ise ihtiyaç duymazlarmış. Doğru ya, hiçbir şeyin olmadığı yerde köpek neyin bekçiliğini yapsın ki? Ayrıca evlerine ayda bir bile et girmezmiş. Köpeği neyle doyuracaklarmış?

Ev hanımının bir tek hazinesi varmış, o da kuluçkaya yatırılmış benekli bir tavuk. Bir sandığa yerleştirilen yumurtalarının üzerine kuluçkaya yatan benekli tavuk, kadının hayallerini gerçekleştirecek hazineymiş. Bu nedenle de evde, yatağın altında tutarmış benekliyi.

Akşam yattıklarında yarın ne yiyeceklerini konuşuyorlarmış:
"Yine makarna yiyeceğiz herhalde, değil mi?" diye iç çekmiş erkek. "Ne yaparsak yapalım kaderimiz düzelmeyecek bizim!"

Karısı artık kendini tutamamış:
"Niye böyle çaresiz görünüyorsun kocacığım. Bugün yarın, artık beneklinin yumurtalarından sarı civcivler çıkacak. Evimizin bahçesi neşeli civcivlerle dolacak. Düşünsene, seneye bir değil, on tane benekli kuluçkaya yatmış olacak ve her biri yirmişer tane civciv büyüyecek! Ben de o piliçleri götürüp pazarsa satacak ve iki tane domuz alacağım! Bu domuzlar çabuk yavrular. Gelecek senenin sonunda doğru beş on tane yavru domuzumuz olacak. Onların da yavruladığını düşün! Burası bize yetmeyecek bile. Onları yine götürüp pazarda satacağım. Bu sefer sana at ve araba alacağım, yük taşıyabileceksin. Öyle çok para kazanacağız ki, çok kısa sürede Budapeşte'de bile ev alabiliriz."

Bu sefer adam kızmış:
"Ben öyle atlarımı fazla yormam! Sabah akşam çalışmam! Onlar dinlenmeli, saman değil arada bir arpa da yemeliler! Haftada en az iki gün dinlenmeliler!"

"Olur mu kocacığım! Onları sürekli çalıştırmamız lazım ki, para kazanabilelim. Yoksa sadece besleriz. Halbuki onlar bizi beslemeli, para getirmeliler."

"Yeter artık! Yeter be!" diye hırsla dönüş yatakta evin beyi. Ama öyle hızlı dönmüş ki, yatak çatırtılarla yıkılmış. Karı koca yatağın altındaki beneklinin üzerine düşmüşler. Tavuk can havliyle altlarından kaçmış, ama büyük ümitlerle beklenen civcivlerin çıkacağı yumurtalar ise koca bir omlet olmuş!

Belki "atlar çalışsın mı" diye kavga etmeselerdi, istedikleri şeylere bir gün ulaşabilirlerdi. O zaman masalın sonu da farklı biterdi. Kim bilir!


Ben Tekim

Yazar: Güven Turan | Çarşamba, Mayıs 09, 2012 | 15:53
Geçenlerde yazdığım Mim Değil GBT (Genel Bilgi Taraması) Mübarek yazım sonrası bana destek olanlar kadar demediklerini bırakmayanlar da oldu. Meğer mim konusuna bir dokunan bin ah işitiyormuş da haberim yokmuş. Bloggerlardan biri blogunda bana çok güzel bir yazı döşemiş. Kim olduğunu söylemiyorum gereksiz çünkü. Kendisi bana yazısında "haddini bil" bile demiş ve beni "cool" takılmak ve başkalarını küçümsemekle suçlamış. Hepimiz Allah'ın bir "cool"u değil miyiz arkadaşım? Bögh kendimden iğrendim. Neyse işin komiği bu yazıyı yazan kişi yazıyı blogundan kaldırmış ne hikmetse. Bir laf ettiysen arkasında dur değil mi ama?

Her şeye rağmen ben bu kişiye "Mim Protector" adını veriyorum ve ona kendi sevdiği yöntemle "Mimlerin Koruyucusu ve Yılmaz Bekçisi Ödülü"nü veriyorum. Bu ödülü herkese dağıtmasın çünkü bir tek onun hakkı. Yazısında bana demediğini bırakmadıktan sonra yazdığım yoruma karşılık "Bu yorumu diğer bloggerlar yorumlansın" demiş. Bu söz hemen aklıma "Buna barış hakemleri karar verecek" ya da "Karar saygıdeğer jüri üyelerinin hakimim" laflarını getirdi. 

Tüm bunlardan sonra çıtayı yükseltme zamanının geldiğini düşünüyorum ve diyorum ki: Bloggerlar arasında ben tekim!  Ben tekim. Tekim ben. Ben tekim. Hülya Avşar'ın dediği gibi "Şampiyon belli ikinci kim?". Her şeyi ben bilirim ve herkesi eleştiririm. Mim yazanlar savulun! Çünkü ben tekim. 

Not: Bilimsel yayın çıkartmıyoruz, fetva da yayınlamıyoruz. Her yazılan şeyi ciddeye almayın. Hayat boş, eğlen coş.


Suskunlar Dizisi Hakkında...

Yazar: Güven Turan | Salı, Mayıs 08, 2012 | 14:13


Suskunlar diye bir dizi var Show Tv'de. Bir kaç kere seyrettim ama fanatiği değilim. Kaç bölüm oldu haberim yok. Karakterlerin adını bile bilmiyorum o derece uzağım diziden. Dizi ilk başladığı zamanlar annem tanıtımlarını gördüğünde "Böyle bir film vardı önceden, seyretmiştim çok güzeldi" demişti, ben de annemin bahsettiği film olan Sleepers'ı hayal meyal hatırlıyordum ama unutmuştum. Daha sonra dizi başladı. Bir de ne görelim, dizi bildiğin Sleepers. Senin önünde böyle bir konun var, Türkiye'nin bir yarası olan bir meselen var bari bunu Hollywood'dan çalma arkadaş! İşin kötüsü biz bunu onlardan esinlendik vs. gibi bir açıklama da yapmadan tıpış tıpış çekimlere devam ediyorlar. 

Dizinin yayın saati akşam 8. Merak ettiğim konu, prime time denilen kuşakta böyle bir diziyi yayınlamak ne kadar doğru? Geçenlerde ailecek oturmuş akşam yemeği yiyoruz, şansa Show Tv açık televizyonda ve Suskunlar ekranda o sırada. Bu kadar tutulan bir dizi nasıldır diye merak edip hepimiz bakıyoruz. Aradan biraz zaman geçiyor ve DANK! Adam silahla beynini dağıtarak intihar ediyor. Kafasından sıçrayan kan arkasındaki duvara fışkırıyor. O anda dizideki diğer adamların olay karşısındaki sakinliği bize de yansımış. Kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Okan Bayülgen gecenin bir yarısı "fuck" dediği için "belgesel" cezası veren RTÜK, bu beyin dağıtma sahnesinin prime time'da yayınlanmasında hiçbir mahsur görmüyor. 

Suskunlar, Kurtlar Vadisi'nin tahtına oturmaya aday gibi. Çünkü bir dizide ne kadar silah, patlama, kan, vahşet varsa dizi o kadar daha fazla izleniyor. Bir de dizide zırt pırt Ahmet Kaya şarkısı çalınması meselesi var. Bir parçasını yayınladılar, baktılar sosyal medyada ve her yerde o parça ve dizi hakkında konuşuluyor, hoop ikinci bir parçasını daha kullandılar. Bunu gören Kuzey Güney de onlardan geri durur mu? Durmadı ve Kıvanç Tatlıtuğ'a bir Ahmet Kaya parçası söylettiler. Bildiğiniz Ahmet Kaya üzerinden prim yapma furyası başladı. 

Her şeye rağmen, ne diyelim yolları açık olsun, az acitasyon ve kanla devam etsin ve Allah kimseyi özgünlükten ayırmasın.

Ben Ölmeden Önce - Fatih Erdemci

Yazar: Güven Turan | Pazartesi, Mayıs 07, 2012 | 15:53

Ben ölmeden önce
Bir sürü dostum vardı
Ben ölmeden önce
Bir sürü düşüm vardı
Ben ölmeden önce
Bir sürü aşkım oldu
Ben ölmeden önce
Bir sürü hatam oldu

Her şeye rağmen pişman değilim
Ama yine de, bazen düşündüğümde
Bir gün gelirde yaşarım ben de yine
Tüm aşklarım, yalan mıydı ey Tanrım
Çok yalnızım
Eriyorum yavaş yavaş
Yavaş yavaş...

Mim Değil GBT (Genel Bilgi Taraması) Mübarek

Yazar: Güven Turan | Pazar, Mayıs 06, 2012 | 19:41
Blog dünyasına adım attığımdan beri bloglar arası, ilk başlarda anlam veremediğim daha doğrusu hala bir anlam veremediğim bir ton mim dolaşıyor. Ne yazık ki, daha doğrusu şükür ki bana bu mim işleri çok seyrek uğruyor. Yapılan mimleri açıp okuduğumda ise mimlenen kişiler arasında kendi ismimi görmemek için neredeyse kırk takla atıyorum. İlk başlarda ben de zırt pırt mimleniyordum ancak insanlar baktılar ki benim tarafımdan bu mimler zorla ve istemsiz cevaplanıyor, işte o zaman beni mimlemeyi kestiler. Resmen dışlandım arkadaş! Neden beni mimlemiyorsunuz? Ahahaha. Yok yok böyle devam. İşin kötüsü yavaş yavaş acaba bende mi sorun var diye düşünmeye başladım. Zira en güvendiğim ve hayatta bu soruları cevaplamaz dediklerim bile paşa paşa abuk sabuk sorulara saçma sapan cevaplar veriyorlar. Buna rağmen ben yine de adam akıllı sorular gelene kadar direnmeye devam edeceğim.

Bu mim soruları da benden olsun:

* Sinirlenince ne yaparsın? En sinir olduğun şeylerin sondan ikincisi nedir? Sinir nedir? Si?
* En sevdiğin renk? Beyninin rengi ne? Ruhunun rengi ne? Sen ne renksin? Bu rengi 8 kişiye gönder.
* Issız bir adaya düşsen yanına alacağın 89 şey nedir? Issız adaya düşsen bu hangi ada olur? Ada nedir? Adalardan yar en son ne zaman geldi? Büyükada'ya hiç gittin mi?
* En sevdiğin 9 şey nedir? Seven sevdiğini sana söylesene seveni daha çok sever misin? Seveni arıyorum bilen söylesin...
* Tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan çıkar? Çok okuyan mı çok gezen mi bilir?
* Emekli misin? Sigortan var mı? Evin, araban, çocuğun var mı? Pardon bunlar evlenirken soruluyordu.
* Korkuların var mı? En sevdiğin film, araba, kitap? Yemek olsan ne olurdun? İnsan mısın, hayvan mısın? 
* Tanrı istemezse yaprak düşer mi? Ağaç olsan hangi ağaç olurdun? Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana dönmeli mi yurdumda?
* Kimseye söylemediğin, anandan-babandan, en yakın dostundan bile sakladığın sırların var mı? Varsa birkaç tane söyler misin? Söyle ne olacak yabancı mı var burada!
* İnternette genelde ne yaparsın? Açık saçık sitelere girmiyorsun umarım!
* 5 blogger seç 2'sini bırak 3'ünden turşu yap.

Bir de "blog ödülü" diye bir şey çıkartmışlar. Bilen bilir Avrupa'da elinizi sallasanız müzeye çarpar. Yani adamlar her bir şeyin müzesini açmışlar. Çanta müzesi, kalem müzesi, cart müzesi curt müzesi. Seks müzesi bile var! Bloglar arası dolaşan ödüller de bu müzelere benziyor. Çok yönlü blog ödülü, sevimli blog ödülü, yengemin karısının amcasının kuzeninin ödülü, sağ ayağımın ödülü, sol ayağımın ödülü, süper blog ödülü, yandan yemiş blog ödülü ve daha bunun gibi bir ton başka ödül. Bu ödülleri de herkes birbirine dağıtmaktan hiç çekinmiyor. Benim bildiğim ödül bir kişiye verilir ya neyse...

Efendim, bu mimleri afiyetle ve büyük bir zevkle yapanlar bana kızarlarsa kızsınlar. Mimleri yapmaya devam etsinler ama abartmasınlar, her önlerine gelen mimi de yanıtlamasınlar.

Hıdırellez, Bahar Başlangıcı ve Daha Bir Sürü Şey...

Yazar: Güven Turan | Cumartesi, Mayıs 05, 2012 | 23:01
Bugün Hıdırellez. Başka bir deyişle kişilerin resim yeteneklerini sergiledikleri ve yana yana beton yığınları arasında gül ağacı aradıkları gün. 

Her gün gibi bunu da elimize yüzümüze bulaştırmayı başardık sayın seyirciler. Baharın gelişinin kutlanacağı bugünde baharı nerede kutlayacağınızı bana söyler misiniz? Etrafta doğru düzgün ağaç bile yok ne baharından bahsediyorsun arkadaşım? Markaların bahar kreasyonlarını kutlarsın sen anca bu devirde. Ateş yakılıp üzerinden atlanacakmış. Oldu görürsem söylerim. Evde mum yakıp üzerinden atla sen, o da ateş sonuçta.

İnsanlar şuursuzca dilek diliyorlar ama burada unutulan bir şey var, eğer senin kalbin temizse dileğin gerçekleşecek ya da gerçekleşmesi muhtemel. Yani istersen Van Gogh olup en süper evi çiz yine de o ev sana nasip olmayacak. Ev resmini kağıda çizip gül ağacının dibine diktikten sonra evin ağacın dibinden yeşermesini bekleyenler var. Bir eve sahip olmak için elinden geleni yapıp, ek olarak da dilek dileyenlere lafım yok elbet. Lafım sadece dilek dileyip, ağaçlara çaputlar bağlayıp körü körüne dileğinin gerçekleşmesini bekleyenlere.

Annem dileklerinizi yazın aşağı inip gömelim dedi. Dedim kalsın, zaten yağmur yağıyor. Dileğim mileğim de yok benim. Aslında bu dilek işinin sonu da yok. Yalı mı dileyeyim napıyım! Okulu kazanmayı dilesem ondan sonra iş bulması var, onu dilesem evlilik, askerlik, para, sağlık, huzur, mutluluk ohoo bir ton şey. O yüzden hiç sıkıntıya girmeye gerek yok. Ne ben üzüleyim ne de kağıdı toprağa gömüp doğayı kirleteyim. Ben duamı ederim, dileğimi de içten dilerim o bana yeter. 

Dilek dileyen iyi insanların da tüm dilekleri gerçekleşir umarım...

Şişmanlayamayan Sumocu - Eric-Emmanuel Schmitt

Şişmanlayamayan Sumocu, Eric-Emmanuel Schmitt, Doğan Kitap, 64 sf., 8 TL

Bu kitabı Twitter'da Bumerang'ın göndermiş olduğu tweetlerden birini Retweet'leyerek kazandım. Evet bu kadar kolay oldu benim için. Aslında bu benim Bumerang'tan kazandığım ikinci kitap ancak ilk kitabı henüz okumaya başlamadım. Bumerang sayesinde kitap kazanmanın başka bir güzel yanı da kitabınızın hemen bir gün sonra elinize ulaşması. Siz de Bumerang'tan birbirinden farklı hediyeler kazanmak istiyorsanız Twitter'da takipte kalın derim. 

Kitap elime geçer geçmez okumaya başladım. Kitabın adı kadar kapağı da bir hayli ilgi çekici ve merak uyandırıcı. 64. sf.'lık kısa bir kitap olmasına rağmen içinde barındırdıklarıyla size pek çok şey katabilecek zenginlikte. Kısa bir roman ve kişisel gelişim kitabı tadında. Zayıf bir insanın kendini geliştirerek nasıl sumocu olduğunu, azmini, düşüncelerinin gelişim ve değişim sürecini, hayata bakışını ve yaşam mücadelesini kendi iç dünyanızı sorgulayarak bir solukta okuyacaksınız.

"Cun, eğer söylediklerin sessizlikten daha güzel değilse, sus."

"Bırak düşüncelerin nefesinle beraber aksın, bırak ortaya çıksınlar ve yok olsunlar."

Arka kapak yazısı:

"Bulutların arkasında her zaman bir gök vardır."

"On beşindeki vahşi, asi Cun, Tokyo'nun caddelerinde sürtüyor, plastikten ıvır zıvır satıyor. Ailesinden uzakta; zaten onların sözünü etmeyi bile reddediyor. Bir gün, Japonların "milli spor"u sumo güreşinin namlı hocalarından Şomintsu ona "Sende bir şişman görüyorum!" diyecek ve Cun'un hayatı tamamen değişecek. Yalnız bir sorun var: Cuno, ne kadar uğraşırsa uğraşsın, şişmanlayamıyor! Sonrası, Cun'un sumo ve Zen Budizm aracılığıyla gücünü, aklını, kendini, "melek" annesiyle bir "isim"den ibaret olan babasını ve aşkı keşfetmesinin öyküsü. Kahramanı Cun gibi incecik, esin kaynağı ve temel konusu Zen gibi özlü bir roman."

Ne Umdun, Ne Buldun? 2

Yazar: Güven Turan | Perşembe, Mayıs 03, 2012 | 12:30
"Ne Umdun, Ne Buldun?" köşesinin ikincisi ile karşınızdayız. Yaratıcı yurdum insanının sayesinde buradan bize daha çok ekmek çıkar. Bakalım ne ummuşlar, ne bulmuşlar?

"ağlayan vampir": Bu kadar vampir romanı, filmi, dizisi vs. olursa genç bünyelerin devreleri yanar tabi. Vampir bitti bir de ağlayanı çıktı başımıza. Ağlayan vampir görmeye hiç dayanamam zaten ben, gördüğüm yerde açarım hemen muslukları. Ühüü.. :( Hayır aslında garip olan senin ağlayan vampiri araman değil, onu ararken buraya nasıl geldin o merak konusu. Ha bir de, vampirler ağlamaz sil gözyaşınııı...

"6.sınıf matematik proje örnekleri açılarla ilgili dergi yapan çocuklar": Yavrucuğum bu upuzun şeyi yazacağına, bir iki cümle daha fazla yazsaydın zaten projen tamamlanacakmış. Bu kadar kelimelik arama mı olur? 6.sınıfa gelmişsin, kendi ödevini kendin yap bir zahmet, internetten aramayıver. Sen bu kafayla üniversite bitirme tezini de Google'dan yazarsın Allah bilir. Cık cık cık, hiç yakıştıramadım..

"ben pazarları sevmem": Google'ı dertleşme aracı olarak kullananların sayısı gün geçtikçe artıyor. Ahanda bir başkası. Sevmiyorsan sevme arkadaşım niye Google'a söylüyorsun bu durumunu. Ben gidip diyor muyum ben onu sevmem bunu sevmem diye.

"derinin içindeki ben": Bunu aratan arkadaş kesin "İçinde Yaşadığım Deri" filmi ile bilgi bulma peşindeymiş ancak kafası güzelken aratmış olacak ki her şeyi birbirine karıştırmış. Derinin içindeki ben nasıl bir fantezidir? Zaten derinin içinde değil miyiz hepimiz?

"atatürkşiirleri kısa": Kısa olsun bizim olsun. Uğraşamaz o öyle uzun şiirlerle. Sanırsın Tekel Bayi'ne girmiş de "Bir Kısa Marlboro lütfen?" diyor. Tüh sana. Uzun bir şiir bul ezberle de sınıfta havan olsun.

"nasil kuslar erkek anlatiyor": Pardon, ben var sizi anlamamak, siz var Türkçe konuşmak? Duj ister sen ekstra 100 dolar verecek. Kuş, erkek, anlatmak....

"şiyirler": Sen hala mı gelip gidiyorsun buraya? Yasak kardeşim sana burası. Yok burada şiyir miyir. 

Eğer siz de uslu bir çocuk olursanız bir gün blogumun derinliklerinde şiyirleri görebilirsiniz...

Herkesin Borçlu Olduğu İnsan: Atatürk

Yazar: Güven Turan | Çarşamba, Mayıs 02, 2012 | 14:56
Atatürk ile ilgili bu yazıyı gazetede görmüştüm ve çok beğendiğimden kesip saklamıştım. Dün evde başka bir şey ararken tekrar karşıma çıktı ve paylaşmak istedim..

"Bu ülkede yaşayan her insanın bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan, ATATÜRK...

Gençliğinde kot pantolon giyememiş...
Sevgilisinin elinden tutup, hasılat rekorları kıran bir sinema filmine gidememiş...
Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin First Class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...
Halkına bağımsızlık fikirlerini anlatabilmek için, kortej eşliğinde Mercedes'lerde gezememiş Anadolu'yu...
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basarken ayağında spor ayakkabıları ya da kovboy çizmeleri yokmuş...
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren, mini etekli ponpon kızlar da yokmuş...

Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'de denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar...
Ülkesinde yapacağı devrimleri unutmamak için not alabileceği bir cep bilgisayarı olmadığı gibi kendisine yapılacak suikastı haber alabileceği bir cep telefonu bile yokmuş...

Atatürk için üzülüyorum doğrusu. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Paşa için Safiye Ayla'dan bir istek parça isteyemeden gitti....

Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı...
Evinin balkonuna çıkıp bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı...

Atatürk'e acıyorum... Sen dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel. Sonra değerini bilemeyip, tek kadınla evlilik sistemini getir. Sen kalk, bugün yine kapanmaya başlayan Türk kadınına sosyal haklarını ver, çağdaş yaşama kavuştur... Çılgın fasıllara katılmak, sabahlara kadar içki içip, vals yapmak, babasının faytonunu alıp şöyle bir Emirgan yapmak varken...

Bunları yapamazdı Atatürk.. Ne korna çalıp dolaşacak bir arabası vardı, ne balkonuna çıkıp silah atacak bir evi. Cumhuriyet'i ilan ettikten sonra, hayatını yaşayabilirdi değil mi? Bizim bu yaşadığımız hayatsa, Atatürk yaşamadan ölmüş demektir."

Kerem Türkman / 1994
 
Copyright © 2011. Ben Ölmeden - All Rights Reserved
Hayalperest ölümlü. Güven Turan