Ana sayfa Uncategorized Ayasofya, Topkapı Sarayı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Ayasofya, Topkapı Sarayı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri

612
0
PAYLAŞ
Ayasofya, Topkapı Sarayı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve Arkeoloji Müzesi’ne Gittim
Sonunda müze aşkı kabaran genç, babasını ikna etmeyi başardı ve birlikte bir kültür turuna çıktılar. Arabamızı Eminönü’ne park edip önce Sirkeci’ye uğradık. Nimet Abla’nın şansına güvenip yılbaşı biletini oradan almak istiyordum. ( Para çıkmazsa küfür edilecek yer belli olsun. ) Hafta içi olmasına rağmen kuyruk vardı. “Adamlar ne para basıyordur he!” yorumlarımızdan sonra Topkapı Sarayı’na doğru yola çıktık. Saray yolunda karşımıza Arkeoloji Müzesi çıktı. İyi o zaman buraya girelim önce dedik. Müze kartlarımızı aldık ve gezmeye başladık. Müze Kart tam 20, öğrenci 10 TL.

Arkeoloji Müzesi



Müze içinde yer alan Çinili Köşk



Kadeş Antlaşması

Bunca yıldır İstanbul’da yaşıyorum ama ilk defa Arkeoloji Müzesi’ne geliyorum. Bu da benim angutluğum tabi. Müzeye girmeden önce bu kadar önemli eseri bir arada barındırdığını hiç ummamıştım. Ama babam da ben de çok şaşırdık. Keşke bu müzeye biraz daha özen gösterilse ve eserlere gereken önem gösterilmiş olsa. İçeride resim çekmek serbest ama ben içimden ya bana biri bir şey derse duygusuyla çok fazla resim çekemedim. Zaten ben resim çekeceğime eserleri incelemeyi tercih ediyorum. Turlarla gelmiş öğrenci grupları vardı. Bir ara anaokulu çocuklarını bile gördüm. Bu çocuklar her eserin önünden geçerken güvenliklerin yüzlerindeki ifade görülmeye değerdi. Bir tanesi daha fazla dayanamadı ve ‘Öğretmen hanım eserlere dokunmuyoruz değil mi!’ diye tatlı sert bir uyarıda bulundu.
Müze oldukça büyük ve birçok eser var. Her zaman olduğu gibi yabancı sayısı Türk’ten fazlaydı. Her Çinli gördüğümüzde klasik yorumumuz burada da etkisini gösterdi, “Adamlar taa Çin’den gelmiş biz daha oturalım oturduğumuz yerde!”. Bu müze hakkında ilginç bir bilgi vereyim. Müzenin ilk müdürü Osman Hamdi Bey’miş. Hani ünlü Kaplumbağa Terbiyecisi’nin ressamı. İçeride bir büstü de bulunuyor. Üç binadan oluşan müzenin içinde tarihteki ilk yazılı antlaşma olma özelliğini taşıyan Kadeş Antlaşması da var. Bu kadar önemli bir eseri o kadar kuytu bir yere koymuşlar ki, ben ‘Aa Kadeş Antlaşması!’ dediğim zaman en az üç kişi dönüp baktı. Demek ki onlar da fark edememiş.
Neyse müzeyi gezdik bitirdik. Saraya doğru yola koyulduk. Saray müzeye oldukça yakın. Yürüme mesafesinde. Topkapı Sarayı’na daha önce çok gelmişliğim var ve her geldiğimde de yeni bir şeyler keşfediyorum. Garip olayları üzerime mıknatıs gibi çekebilme özelliğim vardır. Burada da beni yalnız bırakmadı sağ olsunlar. Kapıda adamın biri güvenliklerle tartışıyordu. “Çocuk kayboldu kardeşimm” diyen adama görevli, “Burası dingonun ahırı değil müze müze!” diye bağırdı. Doğru da yaptı çünkü dünyanın hiçbir yerinde, bu kadar önemli olan yerlerde, kafanızın estiği gibi bağırıp çağıramazsınız. Anında altüst ederler adamı. Kısa gerginlik de olsa müzeye girdik. Sarayın içini ayrıntılı olarak anlatacak değilim. Sadece ilginç yerlerden bahsedeceğim. Öncelikle sarayın manzarası muhteşem. Bu manzaraya babamın yorumu ise “Adamlar en güzel yeri kapmışlar!” şeklindeydi. Sanki arsa ihaleye çıkmış, biz de az farkla kaçırmışız da Osmanlı almış. Almakla kalmamış üstüne bir de saray yaptırmış. Hala içimizde ukdedir. Neyse sarayda bir Kaşıkçı Elması var ve tam 86 karat. Silah Bölümü yenilenmiş daha bir güzel olmuş. Yalnız içerisi aşırı sıcak, nefes alınmıyor. Kutsal Emanetler bölümü yine beni çok etkiledi. Ama tekrar tekrar aynı soruları sormaktan kendimi alamadım. “Sakalı nasıl kalmış bunca yıl, ölünce kesmişler mi yoksa?” ya da  “Ayak izi taşa nasıl çıkmış?” gibi sorularla siz kafanızı yormayın, kendinizi emanetlerin büyüsüne bırakın. Bir ara liseli iki gencin konuşması ise büyüyü bozdu: “Oğlum niye getirdin beni buraya be”, “Fena mı oğlum tarihimizi öğreniyoruz işte”.

Topkapı Sarayı

Divan-ı Hümayun



Divan-ı Hümayun



Aya İrini

Ayasofya



Alman Çeşmesi

Obelisk




Türk ve İslam Eserleri Müzesi Bahçesi

Çemberlitaş
Saraydan çıktık sırada Ayasofya var. Ayasofya da uzun zamandır ziyaret etmek istediğim müzelerden birisiydi. İçeri girdiğimde bu kadar güzel bir yerle karşılaşacağımı düşünmemiştim. Bugüne kadar hiç mi kimse beni uyarmaz, muhakkak git pişman olmazsın bak demez anlamış değilim. İçi de bayağı büyükmüş doğrusu. İkinci kata çıkarken neden merdiven yapmamışlar diye sormadık değil. Çık çık bitmedi arkadaş, nefesim kesildi. Ama hakkını yemeyelim oldukça güzel bir yapı. Bu arada bilgi olarak söylemek isterim, Ayasofya aynı mekâna yapılan üçüncü kiliseymiş.
Gezdik yorulduk, karnımız acıktı. Meşhur Sultanahmet Köftecisi’nde yemeğimizi yedik. Yemekten sonra dolaşırken Türk ve İslam Eserleri Müzesi karşımıza çıktı. Bu müze önceden İbrahim Paşa Sarayı’ymış. Diğer müzelere göre pek rağbet görmüyor olsa gerek içerisi bomboştu. Yazmalar, kilimler, halılar, kaplar, buhurdanlıklar ve takılara kadar Türk ve İslam dünyasına ilişkin birçok eser mevcut. Müzeden öğrendiğim ilginç bilgilerden biri de Kökboya’nın bir bitki, Kermes’in de bir böcek çeşidi olduğuydu. Çok büyük değil ancak önemli eserlere ev sahipliği yapan bir yer. Ölmeden önce görülmesi gerek.
Gezimiz bitti. Kapalı Çarşı’nın içinden geçerek arabaya ulaştık. Sultan Ahmet Camii ve diğer önemli yerleri daha sonra gezmeyi düşünüyoruz. Zaten bir güne bu kadar çok kültür depolanması yeter de artar.
Güven

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here