Son Yayınlar

Viyana Gezi Notlarım

Yazar: Güven Turan | Cuma, Temmuz 18, 2014 | 22:22
Avusturya'nın başkenti Viyana'ya Erasmus yaptığım dönemde gidemediğim için oldukça üzülmüştüm. Her gidenin öve öve bitiremediği şehri aslında gözümde fazla büyütmemiştim. Gidince anladım ki tam benlik, bayılacağım bir yermiş.  Ailecek çıktığımız Viyana-Prag-Budapeşte turumuz kapsamında Viyana'da bir buçuk gün geçirdik ama tadı damağımızda kaldı desem yeridir. 

viyana avusturya


Viyana'da ülkeye girişte yapılan pasaport kontrolünde hiçbir zorluk çıkartmıyorlar. Bize dönüş bileti, otel rezervasyonları vb. bilgilerin hiçbirini sormadılar. Hollanda, İngiltere gibi ülkeler kılı kırk yarıyor biliyorsunuz. Şehri gezmeye başladıktan sonra ilk izlenimim oldukça olumluydu. Hatta neden yüksek lisansı burada yapmamışım diye bile düşündüm. Ancak Viyana'nın şöyle kötü bir yanı var ki, her şey ateş pahası. Bir İsviçre değil tabii ama yine de müzeler vb. yerler bana oldukça pahalı geldi doğrusu. Bakalım bir buçuk gün kaldığımız Viyana'da neler yaptık, nereleri gezdik, ne yedik, içtik...

Viyana'da Gezilecek Yerler

Belvedere Sarayı

Viyana'ya ayak bastıktan sonra ilk durağımız Belvedere Sarayı oldu. Sarayı yaptıran Savoy Prensi Eugene, Osmanlı'ya Viyana'da geçit vermeyen zatın ta kendisi. Bizim mahalle aşağıki mahalle, sizin mahalle yukarıki mahalle misali bu saray da Aşağı ve Yukarı olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Belvedere Sarayı'nın bir diğer önemli özelliği ise II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avusturya'nın özgürlüğüne kavuştuğu anlaşmanın burada imzalanmış olması. Şu anda müze işlevi gören sarayın her yerini gezmek isterseniz 30 Euro vermeniz gerek. 

Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi

Yazar: Güven Turan | Çarşamba, Temmuz 02, 2014 | 21:30
Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi, Eskişehir'e gidildiğinde mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri. Türkiye'de türünün ilk örneği olan müzede Atatürk başta olmak üzere birçok tarihi kişilik, sanatçı, bilim adamı ve ünlünün balmumu heykelleri sergileniyor.

yilmaz buyukersen balmumu heykeller muzesi

Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi 2013 yılında açılmış, aslında çok yeni bir müze. Tarihte Balmumundan yapılmış heykellerden oluşan ilk müze ise 1835 yılında Londra'da açılan Madame Tussauds Müzesi. Avrupa'nın kültür-sanatla geliştiğinin bir başka örneği daha... Düşünün Atatürk'ün doğumundan 46 sene önce adamlar balmumu müzesi kurmuş...

ataturk balmumu heykeli

Çağdaş Cam Sanatları ve Kent Belleği Müzesi'nin oldukça yakınında yer alan Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi'nde yerli yabancı 160 ünlü şahsiyetin heykeli yer alıyor. Bu heykellerin tümü Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in elinden çıkma. Büyükerşen yaptığı tüm heykelleri Büyükşehir Belediyesi'ne bağışlamış.

Kevin Carter'ın Pulitzer Ödüllü Fotoğrafı ve Şükretmek

Yazar: Güven Turan | Pazartesi, Haziran 30, 2014 | 03:01
kevin carter pulitzer
"Bu fotoğraf 1994'te Sudan'daki kıtlık sırasında çekildi ve fotoğrafçı Kevin Carter'a Pulitzer Ödülü'nü kazandırdı. Çocuk emekleyerek 1 km. ötedeki Birleşmiş Milletler yemek kampına gitmeye çalışıyor. Arkasındaki akbaba, çocuğun ölmesini bekliyor. Fotoğrafı çeken Kevin Carter fotoğrafı çeker çekmez oradan ayrılıyor. Kimse çocuğa ne olduğunu bilmiyor. Fotoğrafçı Kevin Carter 3 ay sonra depresyona giriyor ve intihar ediyor."

The Bang Bang Club (2010) filminde de Kevin Carter'ın çektiği bu fotoğrafın öyküsü oldukça çarpıcı sahnelenmiş:



Her şeye sahip olmak istiyoruz bu hayatta. 
Her şey derken abartmadım. Her şey... Hatta bir fazlası, bir fazlası daha... 

Hepimiz doyumsuz ve açgözlüyüz. Hayatlarımızdan memnun değiliz. Hepimiz krallar gibi yaşamak istiyoruz. Her şeyin en iyisini hak eden biziz. En iyinin bir tık altı bile bizi sevindirmeye yetmiyor, gözümüz hep en iyide. Instagram'da takip ettiğim, dünyayı gezen biri var. Paylaştığı fotoğraflara bakınca içten içe kıskanıyorum onu. Neden ben değil de o? 

Ailemin imkânları doğrultusunda bugüne kadar birçok ülkeyi gezme şansı yakaladım. Ancak bunlar bile bana yetmiyor. Daha fazla ülkeyi gezmek, daha fazla kitap almak ve okumak,  daha iyi bir bilgisayar, daha iyi bir fotoğraf makinesi, daha çok giysi, daha iyi evler, daha iyi bir hayat, daha daha daha...

Sürekli daha iyiyi istemek ya da arzulamak elbette ki yanlış değil. Önemli olan içinde bulunduğumuz hayattan memnun olarak iyiye ulaşmaya çalışmak, ama... Birçok insandan daha iyi yaşadığımıza ve sahip olduklarımıza şükretmeyi bilmiyoruz.

Dünya üzerindeki milyarca insandan daha iyi bir konumda olduğum ve yaşadığım çoğu zaman aklımdan uçup gidiyor. Yiyecek yemeği bırakın, içecek su bile bulamayan insanların bulunduğu bir gezegende yaşıyoruz ve biz evde bazen ayağımıza kadar gelen damacana suyu su makinesine kim takacak diye kendi aramızda tartışıyoruz.

kevin carter pulitzer

İşte tam da böyle sınırı aştığımı hissettiğim zamanlarda çalışma masamın karşısındaki panoda asılı duran Kevin Carter'ın çektiği bu fotoğraf, sürekli unuttuğum şükretme duygusunu bana hatırlatıp, bir nevi saçmalamamamın ve halime şükretmem gerektiğinin sinyallerini veriyor. 

Yemek kampına ulaşmak için sürünen bir çocuk ve arkada çocuğun ölmesini bekleyen bir akbaba. Benim derdimse daha çok gezememek, daha fazla giysi almamak ya da telefonumun şarjının hemen bitmesi... Fotoğrafın çekilmesinden bu yana yirmi yıl geçmiş, dünya daha yaşanılır bir yer mi? Bizler daha mı tutumluyuz? 

Mahatma Gandhi, "Be the change you want to see in the world," diyerek daha yaşanılır bir dünyanın formülünü vermiş aslında.  "Dünyada görmek istediğin değişim ol," ya da başka bir deyişle "Dünyayı değiştirmek istiyorsan işe kendini değiştirmekle başla".

Yaşadığımız hayata ve sahip olduklarımıza şükretmeyi unutmamak dileğiyle...

Hoş Geldin Ramazan!

Yazar: Güven Turan | Cumartesi, Haziran 28, 2014 | 03:08
Oruç tutmanın suyunun çıkartılıp, olayın bambaşka boyutlara getirilerek sömürüldüğü, dini herkesten iyi bildiğini ve sorumluluklarını en iyi kendilerinin yerine getirdiğini iddia edenlerin dini kullanarak astronomik paralar kazandığı, sadece oruç tutarak diğer aylarda işledikleri günahlardan arındıklarını düşünüp şekilden şekle girenlerin görüldüğü, bunların tamamen dışında gösterişe gerek duymadan dini görevlerini yerine getirenlerin mübarek ayı Ramazan hoş geldi, sefalar getirdi.

"Oruç tutacak mısın, tutmayacak mısın?" --> "Sana ne!" diyerek giriş yapmış olayım.

Bu yazının bir kısmı Tarabya Sahili'nde yazılmıştır. 

Her sene bizim evde tablo aynıdır. "Anne ben oruç tutmayacağım." - "Bari ilk gün tut."
Annemin benim oruç tutmamı sağlamak için kullandığı yollar da oldukça ilginçtir. "İnşaatlarda, yer altlarında çalışanlar tutuyor, sen niye tutmuyorsun?"
"Haa, çok haklısın, bu lafın üzerine tutayım ben o zaman," falan mı deme mi bekliyor nedir? İnanç sonuçta bireysel bir olay değil mi, ben tutmuşum tutmamışım...
*
Hadi tutmaya karar verdim diyelim, bunun daha sahuru, iftarı var.
"Anne, sen bana oruç tut dedin ama akşam eve gelmeyeceksin."
"Aa doğru, olsun sen de yalnız açarsın, hem daha sevap."

Yalnız açınca daha sevapmış, biz de yedik.
*
Orucun benim bünyemde ters tepmesi gibi bir durum da söz konusu. İçimdeki Hulk bir anda dışarı çıkıveriyor. Yemek sorun değil ama su...
Normalde aklıma gelirse, nadiren içtiğim su, oruçluyken her an aklımda ve bıraksalar okyanusları kuruturum gibime geliyor. Su yüzünden oluşan asabileşme halim, hazırlanan sofraların yetersizliği nedeniyle yerini psikopatlığa bırakıyor.
"Çorba neden yapılmadı?", "Çeşitler bu kadar mı?", "Havyar nerede?", "Masanın ortasında neden çiçek yok?", "Tabaklar da başka başka...", "Benim puanım 1".
Al ıslak odunu, yatır beni bir güzel döv, o derece. İnsanlar yiyecek ekmek bulamazken ben yemek seçiyorum. Cehennemde yerim hazır kesin.
*
Bir de pide olayı var ki...
Öncelikle pideyi kim almaya gidecek tartışması yaşanır. Karar verildikten sonra soğuk pide alındıysa ayrıca kavga. "Neden daha erken gitmedin?", "Neden işten gelirken almadın?", "Çok kuyruk vardı beklemedim", "Pideyi boş ver, ekmek al."
*
Yemekler yendi diyelim, sıradaki tartışma konusu tatlı olarak ne yiyeceğiz? Tatlı yoksa yine hır gür... "Güllaç yok mu?", "Tulumba mı aldın?", "Nutella ye aynı şey derken?". 
*
Evde değil de dışarıda açılıyorsa durum daha da fena. "Yer ayırtmadın mı?", "Başka yer mi yoktu, bula bula buraya mı buldun?", "Bize bu masayı mı layık görmüşler!","Servis de pek yavaş","Paramızla rezil olduk valla".
*
Ve sonunda; bu ne böyle bir daha tutmayacağım...
*
İşin şakası bir yana, oruç gerçekten zor ibadetlerden biri. Hakkıyla tutan ve işi sulandırmayan herkesin orucunu Allah kabul etsin. Benim görüşüme göre de tutan tutsun, tutmayın tutmasın ve kimse kimseye mümkünse karışmasın.

Hoş geldin Ramazan...

Çek Cumhuriyeti Vize Görüşmesi

Yazar: Güven Turan | Çarşamba, Haziran 25, 2014 | 01:57
Paranla rezil olmanın en güzel örneklerinden biri vize alırken yaşanıyor sanırım. 

Daha önce yurt dışı çıkışlarım hep eğitim amaçlı olduğundan konsolosluklara sadece vizemi almak için gidiyordum. Hatta İngiltere'ye giderken konsolosluğa bile gitmemiştim düşünün. Ancak vize mülakatı heyecanını Çek Cumhuriyeti bana yaşattı sağ olsun.

Elin sokakta görseniz selam bile vermeye çekineceğiniz adamı, elini kolunu sallaya sallaya ülkemizi girip, en ucuz şekilde yeyip içip dağıtıyor; bizse bir haftalık tatile gidebilmek için kılı kırk yarıp bir ton belge topluyoruz. İş bununla da bitmiyor tabii. Milyon doların olsa dahi adamın seni ülkesine sokmama hakkı var.

prag

Prag, Çek Cumhuriyeti, Mayıs 2011

Önceden tur şirketleri her şeyi halleder, sizin konsolosluğa bile gitmenize gerek kalmazdı. Ancak işler şimdilerde biraz değişmiş sanırım. İlla herkesi kanlı canlı görmek istiyor adamlar. Çek Cumhuriyeti üzerinden alınan Schengen Vizesi de en zor alınanlardan biriymiş. 

Kaç haftadır belgelerle boğuşur vaziyetteyiz. Belge toplama telaşımızı anlatmaya kalksam yazıyı en az üçe bölmem gerekirdi kesin. Evde ne kıyametler kopmadı ki... Ama ben yüzde bin beş yüz eminim ki bu belge toplama işini üstlenen her evde durum aşağı yukarı aynı.

Çek Cumhuriyeti Başkonsololuğu Maçka'daymış, randevumuz sabah 9'daydı, ailecek toplandık gittik. Üstelik bu bizim dördümüzün ailecek çıkacağı ilk yurt dışı seyahati olduğu için ayrıca heyecanlıyız. Umarım kazasız, kavgasız, belasız atlatırız.  Binanın yerini görünce annem de ben de biraz afalladık ilk önce. Zira senelerce Nişantaşı'nda çalışmış annem ve yine senelerce Maçka'da okumuş benim Çek Başkonsolosluğu'nun varlığından haberi yoktu. Önünden milyon kez geçmişliğim bile vardır düşünün. Lisemin, ilkokulumun arka caddesi yahu! Oraya yeni taşınmıştır diyerek kendimi avutayım biraz müsaadenizle.

Gittiğimizde kapının önünde bekleyen birçok kişi vardı. İsim okuyarak teker teker içeri alıyorlar. Hollanda Konsolosluğu'nda güvenlikten geçme olayı vardı, burada o bile yok. İlk babamın ismi okundu ama babamın aynı hızla içeri girmesiyle çıkması bir oldu. Görevli "Ben sizi kabul edemem," demiş. Bunu duyunca bir anlık panik yaşamış olsak da kastettiği formların üzerindeki siliklikmiş. Hâl böyle olunca dört kişinin başvuru formu tekrar yazıldı. Neyse babam girdi çıktı. Sonra kardeşimle biz girdik. 

Avrupa'da yaşayan akrabanız var mı?

Ne zaman mezun olduğumu, Hollanda'da hangi şehirde okuduğumu, gelecek planlarımı vs. bir ton soru sordu. Ancak "Avrupa'da yaşayan akrabanız var mı?" sorusuna salak gibi var dedim. Bir hafta tatil yapıp döneceksin ülkene işte, ne karıştırıyorsun akraba vs., yok desene şapşik! O anlık heyecanla var demiş bulundum bir kere. Sonra ben çıktım, annemle kardeşim de benden iki dakika sonra çıktı. Herkes çıkınca sordum "Size ne sordular?" diye, millet "Bana bir şey sormadılar," deyip duruyor. Ulan beni niye sıkıştırdılar o zaman o kadar? Adamın benim formumum arkasına bir en sevdiğim yemeği yazmadığı kaldı, üstüne Avrupa'da akrabamız da var dedim! Tamam dedim Güven, bir çuval inciri berbat ettin; senin yüzünden ailen de bir yere gidemeyecek. Çıkar merak etmeyin vs. dediler ama belli de olmaz tabii. 

Keşke görüşmede deseydim "Arkadaşım bak ben Prag'a gittim, gezdim. Allah'ı var güzel şehir. Bizimkilere de ballandıra ballandıra anlattım, onlar da merak ediyor. Ne olur çıkarma bir sorun". İşin garibi 5 Temmuz'da gidiyoruz, vize ise 3 Temmuz'da çıkıyor. Son ana bırakmayı seviyorlar sanırım. İşiniz düşerse, vize bölümü Pazartesi – Perşembe 09.00 - 11.00 ve sadece pasaport alımları için 13.00 - 14.00 saatlerinde açık, bu da aklınızda olsun.

Eskişehir ETİ Arkeoloji Müzesi

Yazar: Güven Turan | Pazartesi, Haziran 23, 2014 | 02:47
Eskişehir ETİ Arkeoloji Müzesi, Türkiye'de özel sektör desteği ile hayata geçirilen ilk müze olma özelliğini taşıyor. Türkiye'deki favori müzem İstanbul Arkeoloji Müzeleri olduğu için arkeoloji denildiğinde akan sular duruyor benim için. Bu nedenle müzeyi ayrıca gezmek istedim, ama benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu.


Eskişehir ETİ Arkeoloji Müzesi'nin kuruluş hikayesi aslında oldukça ilginç. 1945 yıılında Eskişehir'de yer alan tüm eserler toplanarak Aladdin Camii'nde depolanmış. 1966 yılında ise bu eserler Kurşunlu Camii Külliyesi'nde sergilenerek ziyarete açılmış. Şimdiki binanın açılışı ise sekiz yıl sonra yani 1974 yılında gerçekleşmiş. 2001 yılında ise "olmadı bu müze, biz bunun daha modernini yapalım" mantığıyla kapatılmış. Ancak ödenek yetersizliğinden bir türlü modern bir müze inşa edememiş, Eti'den yardım istemişler ve Eti de böylelikle müzenin sponsoru olmuş. Anlayacağınız koskoca ülkenin bir müzeyi yapmaya parası yetmemiş. Peki müze ne zaman açılmış? 10 yıl sonra 2011 yılında! ETİ'nin müzeye yaptığı yatırım ise 9 milyon TL.

Müze binasında kocaman ETİ logosunu görmek benim açımdan üzücüydü doğrusu. İngiltere'deki British Museum'un üstünde Cadbury logosu olduğunu düşünsenize ya da Coca-Cola Metropolitan Müzesi. Adamlar hükümet düşürür valla. Ama bir yandan da özel sektörün böyle bir konuya sponsor olması güzel tabii. Diyanete ayrılan bütçe kadar bir bütçe kültür bakanlığına da ayrılsa diye insan ümit etmeden duramıyor.

Lületaşı Müzesi | Eskişehir

Yazar: Güven Turan | Pazar, Haziran 22, 2014 | 16:28
Lületaşı, dünyada sadece Eskişehir'de çıkan, Eskişehir denildiğinde ilk akla gelen, şehirle özdeşleşip simgesi haline gelmiş bir maden. Bu değerli taştan yapılmış birçok eseri görebileceğiniz Lületaşı Müzesi ise bu konuda dünyadaki tek müze olma özelliğine sahip.


Kurşunlu Külliyesi içinde yer alan Lületaşı Müzesi 2008 yılında kurulmuş ve ücretsiz olarak gezilebiliyor. Öğrendiğime göre, Eskişehir'de valilik tarafından 1998'den bu yana zaten Lületaşı Festivalleri, yarışmalar vb. düzenlenmekteymiş. Bu etkinliklere katılan eserlerin satın alınmasıyla müzenin ilk temelleri atılmış.

 
Copyright © 2011. Ben Ölmeden - All Rights Reserved
Hayalperest ölümlü. Güven Turan